Genel Ekonomik Durumu
ABD, 290 milyonu aşkın nüfusu ve 12,487
milyar dolarlık GSMH’sı ile dünyanın en
büyük ve önemli piyasalarından biridir.
ABD, dünyanın en büyük pazarı ve
ithalatçısı olma özelliğinin yanı sıra,
yine dünyanın en büyük doğrudan yabancı
sermaye kaynağı ve alıcısı konumu ile,
gelişmiş ülkeler yanında tüm gelişme
yolundaki ülkeler açısından da en önemli
hedef pazardır.
Ekonomik Göstergeler
2005 GSMH (Milyar $)12,487
Kişi Başına GSMH ($)42,523
Reel GSMH Büyüme Oranı %3,5
GSYİH Sektörel Dağılımı
Tarım %1,2
Sanayi %22,4
Hizmetler %77,4
Enflasyon Oranı :%3,3
Yoksulluk Sınırındaki Nüfus /
Nüfus: %12,5
İşgücü / Nüfus:%65,9
İşsizlik Oranı: %5,1
Faiz Oranı: %4,25
Dış Ticareti (Milyar $)
İhracat: 904.3
İthalat:1,670.9
Denge:766.6
Ticaret Hacmi:-2,575.2
Türkiye ile Ticareti (Milyon $)
İhracat 4,274
İthalat 5,177
Denge -903
Ticaret Hacmi 9,451
Toplamı İçinde Türkiye’nin Payı
(%)
İhracat (Tür. ihr./ABD. ithalatı)
(%):0,31
İthalat (Tür. ith./ABD. ihracatı)
(%):0,47
“Yeni ekonomi” kavramı çerçevesinde,
teknolojik yenilikler ve küreselleşmenin
uzun dönemde verimliliği artıracağı ve
üretim artışını sürekli kılacağı
varsayımıyla ABD ekonomisi görünebilir
bir gelecekte de bu konumunu
sürdürecektir. İşsizlik oranının % 5.4
gibi düşük bir düzeyde olmasına rağmen,
son yıllarda rekor düzeylere ulaşan cari
işlemler açığını ve hane halkının
kazançlarını tasarruf etmekten çok
tüketim harcamalarına kullanmasını ABD
ekonomisinin potansiyel tehdit unsurları
olarak değerlendirmek mümkündür.
ABD ekonomisinin genel bir
değerlendirmede dikkati çeken en önemli
özelliği ekonominin ‘ikiz açıklar’ıdır.
Hem ticaret hem de bütçe açığı Amerikan
kamuoyunu uzun bir süredir meşgul
etmektedir. Söz konusu durumun ana
sebepleri arasında şunlar görülmektedir:
•
On yıllık dönem içerisinde toplam 1,3
trilyon dolara tekabül eden vergi
indirimleri
•
Dünya toplamının neredeyse yarısını
oluşturan savunma harcamalarındaki
artışlar
•
Irak harekatının 2004 sonu itibariyle
200 milyar doları aşacak olan maliyeti
•
11 Eylül 2001 olayları ardından
havacılık ve sigortacılık gibi
sektörlere yapılan transferler
2001 yılına damgasını vuran 11 Eylül
saldırılarının ardından ABD ekonomisi ve
ondan doğrudan etkilenen dünya
ekonomisinin geleceğiyle ilgili olumsuz
bekleyişler artmıştır. Bununla birlikte
ABD yönetimi ve ABD Merkez Bankasının
aldığı çeşitli önlemlerle, 2002 yılı
ortalarından itibaren ekonomide iyileşme
sağlanmıştır. 2003 yılı için kaydedilen
% 2,2 oranındaki büyüme oranına karşın,
2004 yılında %4.4 gibi yüksek bir büyüme
hızı kaydedilmiştir.ABD ekonomisinin
genel görünümü ana başlıklar halinde
aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Büyümesi
Bütün dünya ekonomilerinde
görülen büyüme trendinin ABD için de
canlı olduğu görülmektedir. 2005 yılı
sonu itibariyle reel fiyatlarla ABD
ekonomisinin Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH)
yaklaşık 11,1 trilyon dolar olup,
GSMH’nin büyüme oranı %3.5’tir.
Kişibaşına GSMH
2005 yılı sonu itibariyle
ABD’nin nüfusunun 296.410.000 kişiye
ulaştığı tahmin edilmektedir. Buna
göre, cari fiyatlarla 12,5 trilyon dolar
civarindaki GSMH’nin kişi başına düşen
tutarı 42.532 dolar olmaktadır.
Enflasyonu
ABD ekonomisi için enflasyonun
önemli bir sorun olmaya başladığını
görüyoruz. 2005 yılında tüketici
fiyatları (TÜFE) bir önceki yıla göre
%3.4 oranında artış göstermiştir. 2006
yılının ilk 4 ayındaki enflasyon
gerçekleşmeleri beklentilerin üstünde
olup, 2006 yılı toplam enflasyonun 2005
yılı rakamında yüksek olması
beklenmektedir. Bunda en büyük etken
yüksek petrol fiyatlarıdır. Ham
petrolün varil fiyatının bir yıl içinde
ikiye katlanması, doğrudan enerji
fiyatlarını yükselttiği gibi, diğer
sektörlerin girdi maliyetlerinde
artışlara neden olmasıyla gıda, giyim ve
kiralar üzerinde de artışa yol
açmıştır. Halen bir varil ham petrolün
fiyatı 69-70 dolar civarında olup,
petrol fiyatlarında ciddi düşüşler
beklenmemekte, fiyatlarının en azından
bu noktada tutulacağı öngörülmektedir.
İşsizlik
2005 yılı sonu itibariyle
işsizlik oranı %5.1 olup, 2006 yılı
Nisan ayı sonu itibariyle bu oran
%4.7’dir. İşsizlik oranında ciddi bir
düşme eğilimi gözlenmektedir..
Konut Sektörü
ABD ekonomisi için en önemli
göstergelerden biri konut sektöründeki
gelişmelerdir. İnşaat faaliyetlerinde
istihdam edilen işçi mühendis,
tütahhitler, büyük emlak şirketlerine,
bireysel emlakçılar ve mortgage sağlayan
büyük finansman şirketlerinden bakalara
ve faiz oranlarına doğrudan etkisi
nedeniyle konut sektöründeki gelişmeler
ABD’de yakından izlenmektedir. 2000
yılından itibaren FED’nin kısa vadeli
faiz oranlarını düşürmesiyle son
yıllarda çok canlı olan konut sektörü ev
fiyatlarının ve mortgage faizlerinin çok
büyük tutarlara ulaşmasına sebep
olmuştur. 2006 yılı başından itibaren
konut sektöründeki canlılığın yerini
durgunluğa bıraktığı, ev fiyatlarında
bir miktar düşme meydana geldiği
gözlenmektedir.
Faizleri
2004 yılı Haziran ayında %1
seviyesinde bulunan bankalararası
gecelik borçlanma faizleri (kısa vadeli
faizler) Amerikan Merkez Bankası FED’in
o dönemden bu yana yaptığı oturumlarda
0.25’er puanlık artışlarla, 16 artışın
sonunda, Mayıs 2006 itibariyle %5
seviyesine ulaşmıştır. Enflasyonist
eğilimin devam etmesi, sadece ABD için
değil tüm dünya piyasaları için en
önemli gösterge niteliğindeki kısa
vadeli faiz oranlarının FED tarafından
daha da yükseltileceği yönünde
beklentileri güçlü tutmaktadır.
Kısa vadeli faizlerdeki bu artışın uzun
vadeli faizlere aynı oranda yansımadığı
görülmektedir. Nisan 2006 sonu
itibariyle 30 yıllık sabit mortgage
faizleri %6.51 civarındadır. 2003, 2004
ve 2005 yıllarında bu oranın %5’ler
civarında olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, uzun vadeli faizlerin
kısa vadeli faizler kadar artmadığı
gözlenmektedir.
Sanayi üretiminde Kuzey-doğu’nun
üstünlüğü özellikle 1990’lardan itibaren
gerilemeye başlamıştır. Ağır sanayi
üretiminden verimliliği yüksek hafif
sanayi üretimine geçişle birlikte batı
ve güney eyaletleri ekonomiden daha çok
pay almaya başlamışlardır.
GSYİH’sı neredeyse Fransa kadar olan
Kaliforniya’yı büyüklük açısından New
York, Teksas, Florida ve İlinois
izlemektedir. 1997-2001 beş yıllık
dönemde en hızlı büyüyen eyaletler
Delaware (%7,1), New Mexico (%4,9),
Wyoming (%4,1), Vermont (%3,8), Arizona
(%3,3), Maryland (%2,6), Virginia
(%1,9), Nevada (%1,9), Florida (%1,8) ve
Teksas (%1,5)’tır. Büyüme hızı nispeten
geride kalan eyaletlerde hem nüfus artış
hızı azdır hem de yüksek teknoloji
yerine geleneksel tarım ve sanayi
sektörlerinde üretime ağırlık verildiği
gözlenmektedir. Michigan, Indiana, New
Hampshire, Kuzey Carolina, Mississippi,
Alaska, Ohio, Minnesota, Idaho, Iowa ve
Arkansas reel GSYİH’sı en yavaş büyüyen
eyaletlerdir.
Ekonomik kaynakların Batı ve Güneye
kayması; Asya ve Latin Amerika’dan gelen
göçmenlerin California, Texas ve
Florida’ya yerleşmeleri ve iç göç süreci
ile artmıştır. 1990’lı yıllarda ABD
doğumlu vatandaşların % 40’ının
doğdukları eyaletten ayrı bir eyalette
yaşamaya başlamaları ile iç göç süreci
hızlanmıştır. İç göç: 30’lu yaşlardaki
ABD vatandaşlarının daha iyi ödeme
koşulları nedeniyle aileleri ile
birlikte eyalet değiştirmeleri, 20’li
yaş grubundakilerin kariyer edinme,
ekonomik fırsatları değerlendirme amacı
ile Washington veya Oregon’u tercih
etmeleri ile açıklanmaktadır.
Dünya ticaretinde ihracat ve ithalat
rakamları açısından en üst sırada yer
alan ABD, dünyadaki en büyük tekstil ve
hazır giyim tüketici grubunu
oluşturmaktadır. Amerikalı tüketicinin
giyim eşyası, ev tekstili ve halı satın
alma isteği ve merakı ABD nüfusunun
gelişmekte olan ülkelerden aldığı dış
göç nedeniyle daha da hızlı artmaktadır.
Toprakların Kullanımı Ve Tarımı:
ABD topraklarının %5’i şehir ve
yollardan, %26’sı ekilebilir araziden,
%20’si ormanlardan ve % 21’i diğer
alanlardan oluşmaktadır. ABD, çok
çeşitli iklim yapısına ve çöl, dağ,
orman anlamında çeşitli topografyaya
sahiptir. Michigan ve Superior gölleri,
50 000 km2 alana sahip göller olup
Missouri (4 090 km) ve Mississippi ( 3
770km) en uzun nehirleridir.
Doğal afetler açısından ABD önemli risk
altındadır. Özellikle tropikal
fırtınalar haziran ayından kasım sonuna
kadar Florida ve çevresinde büyük
zararlara ve su basmasına neden
olmaktadır. Batı sahillerinde özellikle
Kaliforniya’da deprem ve sarsıntılar
sıklıkla yaşanmaktadır. Batı
eyaletlerindeki orman yangınlarının en
büyüğü 2000 yılında yaşanmış ve 560 bin
hektar alan zarar görmüştür. Orta
bölümde yer alan eyaletler açısından en
büyük risk ise şiddetli kasırgalardır.
Doğu sahillerinde 2001 ve 2002’de
susuzluk büyük bir sorun olarak
yaşanmıştır. Bütün bu olumsuzluklar son
derece iyi organize edilmiş erken uyarı
ve yardım sistemi ile daha az
zararla atlatılır hale gelmiştir.
Doğal Kaynakları Ve Çevresi
ABD’nin sahip olduğu başlıca
doğal kaynaklar; Kömür, bakır, kurşun,
molibden, fosfat, uranyum, boksit,
altın, demir, civa, nikel, gümüş,
tungsten, çinko, petrol, doğal gazdır.
Doğayı koruma konusunda bilincin
oluşması sonucu hava ve su kirliliğine
karşı ve nesli tehlikeye giren hayvanlar
için çevre korumacı düzenlemelerin ve
önlemlerin alınmasıyla ABD’de su ve
havanın kalitesi artmıştır. Havada
bulunan karbon monoksid gazı 1998
yılında, 1970’lerdeki düzeyi ile
karşılaştırıldığında %31, sülfür dioksid
ise % 37 oranında azalmıştır. Birleşmiş
Milletlerin Kyoto Protokolü çerçevesinde
ABD, global ısınma, ozon tabakası
konularının en önemli destekçisidir.
Ancak yine de dünya nüfusunun %5’ine
bile sahip değilken, dünyadaki toplam
karbon dioksid kirliliğinin %25’i ABD
tarafından üretilmektedir.
Enerjisi:
ABD, enerji ithal eden bir ülkedir.
Enerji ithalatının %80 kadar büyük
bölümünü ham petrol ve petrol ürünleri
oluşturmaktadır. Son 20 yılda petrol
üretimi azalırken, doğal gaz üretimi
dünya üretim artış hızının gerisinde
kalmakla birlikte istikrarlı bir durum
arz etmektedir. Elektrik üreten
sanayiler girdi olarak petrol ve petrol
ürünlerini değil, kömür ve nükleer
enerjiyi seçmişlerdir. Nükleer
tesislerin güvenilirliği konusundaki
şüpheler nedeniyle kömür üretimi daha
hızlı artış göstermektedir.
Alt Yapısı
Havayolu: Dünyadaki hava
taşımacılığının %50’sini ABD yurt içi
hava transferleri oluşturmaktadır.
Ülkenin büyüklüğü nedeniyle
şehirlerarası yolculuklarda havayolu
tercih edilmektedir. 11 Eylül 2001’deki
terörist saldırı ve SARS krizi havacılık
şirketlerinin ciddi mali krizler
yaşamalarına neden olmuştur. 2001
yılında toplam taşınan yolcu sayısı, bir
önceki yıl 560,4 milyon kişi iken 551,8
milyon kişiye düşmüştür. 2003 yılının
ilk iki ayında ise bir önceki döneme
göre %8,4 artış kaydedilmiştir. Güvenlik
önlemleri nedeniyle formaliteler artmış,
chek-in süresi uzamıştır.
Karayolu: Karayolu
ulaşımında en fazla kullanılan araç
otomobildir. 1980 yılında 104,6 milyon
olan araba satışı 1993 yılında 121,1
milyon, 1997 yılında129,7 milyon, 1999
yılında ise 132,4 milyon olmuştur. 2001
yılında kayıtlı araç sayısı bir önceki
yıla göre % 3 artarak 137,6 milyon
olmuştur. Karayolu taşımacılığı, toplam
taşımacılık içinde ağırlıklı paya
sahiptir.
Demiryolu: Hava ve
karayolu taşımacılığının rekabetine
rağmen demiryolları özellikle kısa
mesafeli şehir içi taşımacılıkta en
fazla kullanılan yoldur.
İletişim
ABD, dünyanın en gelişkin
telekomünikasyon sektörüne sahiptir.
Hane halkının %94,1’i telefona sahiptir.
1996’da çıkan Telekomünikasyon kanunu,
endüstride faaliyet gösteren firmalara:
uzun mesafeli görüşmeler, yerel
görüşmeler ve kablolu TV olmak üzere üç
alt sektör açarak rekabetin daha da
artırılmasını amaçlamaktadır.
Bilişim Teknolojisi:
ABD, yüksek teknolojiye sahip verimli
firmaları ile bilişim sektöründe dünyada
öncü ve lider konumdadır. ABD
firmalarının sahip oldukları global
dominant rol özellikle bilgisayar
üretimi, yazılım ve internet
servislerinde ortaya çıkmaktadır. Aralık
2002 itibariyle ev veya işyerlerinde
internet kullananların sayısı 33,6
milyondur.
Basın-TV: TV firmaları
özel sektöre aittir. TV abone sayısı
1980’de 16 milyon iken bu sayı 1993’de
55 milyona, 2003 yılının başlarında da
73,9 milyona çıkmıştır. 40-50 civarında
televizyon istasyonu bulunmakla
birlikte, geleneksel olarak ;ABC, CBS,
NBS ile yenilerden; Fox, WB, UPN
tarafından pazar paylaşılmış durumdadır.
Yaklaşık 10 bin gazetenin 7 600’ü
haftalık, 913’ü pazar günleri, 1 468’i
günlük çıkmaktadır. 1985 yılında 62,8
milyon olan tiraj, 2001 yılında 55,6
milyona düşmüştür. Haziran 2003’de
Federal İletişim Komisyonu, medyada
tekellleşmeye ilişkin son derece önemli
düzenlemeler yapmıştır.
Yaşam Standardı ve İç Piyasa
Hacmi
ABD’nin İstatistik Bürosu’nun
(U.S. Bureau of the Census) tahminlerine
göre ABD nüfusunun sürekli biçimde
artarak 2050 yılında 394 milyon olması
beklenmektedir.
GSYİH’nın büyük kısmının özel tüketim
harcamalarına ayrıldığı ve özel sektör
sabit sermaye yatırımlarının tüketime
oranla daha düşük kaldığı ABD’de kişi
başına milli gelir 30 000 $’ın
üzerindedir. Bu özelliği ile ABD
özellikle gıda ve tekstil sektörlerinde
büyüyen ve dengeli bir pazar özelliğini
taşımakta olup tüketicilerin markadan
çok kalite ve fiyata önem vermeleri,
önemli bitr tekstil ihracatçısı olan,
ancak marka yaratmada henüz istenilen
aşamaya gelmemiş olan ülkemizin ihracatı
açısından bir avantaj teşkil etmektedir.
Amerikan tüketicisinin haklarını çok iyi
bilmesi ve bu haklarını koruması da
pazarın bir diğer önemli bir
özelliğidir.
Yabancı Sermayesi
ABD’ye yönelik yabancı sermaye
yatırımlarının büyük bir kısmı başta
İngiltere olmak üzere, Japonya, Hollanda
ve Almanya ve Kanada tarafından
yapılmaktadır. Japon firmalar ağırlıkla
transplantasyon alanlarına yatırım
yapmaktadırlar. 1980’li yıllardan
itibaren ABD’deki yabancı sermaye
yatırımları dikkat çekici boyutlarda
artarken, ABD’nin yurdışına yönelik
yatırımları ılımlı boyutlarda kalmıştır.
1990-1996 döneminde yurtdışından ABD’ye
yapılan doğrudan yatırımlar %132
artarken, ABD’nin yurtdışına yönelik
yatırımları % 109 artmıştır. 2001 yılı
itibarıyla, ABD’deki doğrudan yabancı
sermaye yatırımları 2,5 trilyon $ iken,
ABD’nin yurt dışı doğrudan yatırımları
2,3 trilyon $’dır.
Portfolyo yatırımları açısından
bakıldığında 2001 yılı verilerine göre
ABD’deki hisse senedi, tahvil ve hazine
bonosundan oluşan varlıklara yurt
dışından yapılan yatırımların toplamı 3
245,4 milyar $ olup, son yıllarda Çin’in
özellikle ABD Hazine Tahvili’ne yaptığı
portföy yatırımı dikkat çekici boyutlara
ulaşmıştır. ABD’nin yurtdışındaki
portfolyo yatırımları ise toplam 2 110,5
milyar $’dır.
ABD Ekonomisini Etkileyen İç Ve
Dış Olaylar
ABD ekonomisinin 2001 yılının
başlarında girdiği durgunluk 11 Eylül
olayının da etkisiyle ciddi boyutlara
ulaşmış, ABD ekonomi yönetimince
benimsenen vergi indirimleri ve kamu
harcamalarının artırılması politikası,
Irak savaşının da etkisiyle rekor
seviyede bütçe açıklarıyla
sonuçlanmıştır. Ekonomik durgunluktan
kurtulma amacıyla ABD Yönetimince
parasal ve mali politikalarda önemli
gevşemeye gidilerek tüketim ve yatırımın
artırılması suretiyle ekonomik büyümeye
geçilmesi hedeflenmiştir.
Bu politikalar belli ölçülerde başarılı
olmuştur. 2004 yılında yaşanan ekonomik
gelişmelerde belirsizliklerin devam
etmesine rağmen ekonomide iyileşme
belirtileri görülmeye başlanmış olup,
2003 yılının son çeyreğinden itibaren
ekonomik göstergeler özellikle de büyüme
rakamları son derece olumlu çıkmıştır.
2003 yılının 3.çeyreğindeki % 8.3’lük
rekor büyüme rakamını takiben 4.
çeyrekte milli gelirde %4.1’lik artış
gözlemlenmiştir. Ekonomideki büyüme aynı
şekilde devam etmiş ve 2004 yılında %4.4
seviyesinde gerçekleşmiştir. Kapasite
kulanım oranı ise 2003 yılı sonunda
artarak %75.7 olarak gerçekleşmiştir.
Tüketici güven endeksinde de artış
gözlemlenmiştir. Bu göstergeler bazı
çevrelerde; ABD ekonomisinin büyüme
momentumu kazandığı ve 2004 yılı
içerisinde istihdam seviyesinde
artışların beklenmesi gerektiği şeklinde
yorumlanırken, diğer çevreler ise bunu
“jobless recovery” yani istihdam
yaratmayan ekonomik iyileşme olarak
tanımlamışlardır. Oysa, 2004 yılı
içerisinde ABD’nin seçim atmosferine
girmesi dikkatleri, istihdam üzerindeki
etkisi orta vadede görülecek büyüme
yerine işsizliğe çevirmiştir. Demokrat
aday John Kerry’nin seçim propagandasını
dayandırdığı temel unsurlardan biri
ABD’deki işsizlik sorunu olmuştur. ABD
ekonomisinin Başkan Clinton döneminde
kaydettiği uzun süreli ve istikrarlı
ekonomik büyüme sonucunda ABD işsizlik
oranları dünya ortalamasının ve
özellikle AB ve Japonya gibi diğer
gelişmiş ülke işsizlik oranlarının çok
altında gerçekleşmiştir. Ancak ekonomik
durgunlukla beraber artan işsizlik,
özellikle de son 3 yılda gerçekleşen
yaklaşık 3 milyon kişilik işgücü kaybı
ABD seçmeninin hayatını en temelden
etkileyen konulardan biridir. Buna
rağmen işsizlik ABD için hala diğer
gelişmiş ülkelerdeki kadar ciddi
boyutlarda bir sorun değildir. Zira
işsizlik oranları son üç yıldaki
ekonomik durgunluğa rağmen hala % 6
seviyesinin altında kalmıştır. 2003 yılı
ortalarında % 6.1 olan işsizlik oranı
düzenli bir şekilde azalarak 2004 yılı
sonunda %5.4 seviyelerine gerilemiştir.
ABD başkanlık seçimlerinde çok önemli
bir yer tutan işsizliğin ana sorumlusu
olarak serbest ticaretin gösterildiği
bir ortamda, dünya kamuoyunda ABD’nin
seçim sonrası radikal korumacı
politikalara yöneleceği endişesi
uyanmıştır.
ABD Başkanlık seçimlerinde neo-korumacılık
olarak da adlandırılan söyleminin
temelinde yatan argümanlar şöyle tespit
edilmiştir.
*Ekonomideki olumlu
gelişmelere rağmen yeni iş olanakları
yaratılamamaktadır.
*Eskiden sadece düşük
nitelikli ve ucuz işgücünde istihdam
kaybı olurken artık “white collar job”
diye adlandırılan daha nitelikli işler
de Hindistan gibi 3. dünya ülkelerine
kaptırılmaktadır.
*Federal Hükümet ve
bazı eyaletler bazı kamu hizmet
ihalelerini yurt dışına “outsource”
etmeye başlamışlardır. Kerry, kamu
hizmetlerinin ABD’li işçiler tarafından
yapılması gerektiğini öne sürmektedir.
*İşlerini diğer
ülkelere taşıyan ve dolayısıyla ABD’de
işsizliğe neden olan firmalara Federal
Hükümet tarafından önemli ihaleler
verilmemelidir.
*“Outsourcing”
nedeniyle son yıllarda yaşanan istihdam
kaybının en iyi örneği çağrı
merkezleridir (call center). 2001
yılından bu yana ABD’de 250.000 kişilik
çağrı merkezi istihdamı Hindistan ve
Filipinler gibi ülkelere kaptırılmıştır.
*ABD’li firmaların
işlerinin bir kısmını veya firma
merkezlerini diğer ülkelere taşımasına
mani olacak vergi politikaları
uygulanmalı ve istihdamın ABD’de kalması
teşvik edilmelidir.
*John Kerry, Başkan
seçildiği takdirde Başkan Bush’un
yaptığı ticari anlaşmaları ABD işçisinin
çıkarlarını gözetecek şekilde yeniden
gözden geçirmeyi planladığını
açıklamıştır. Başkan adayı Senatör
Kerry’nin seçim propagandası daha çok
hizmetler alanında korumacılık üzerine
yoğunlaştığı gözlemlenmiş, bu anlayışın
mal ticaretinde korumacılık yönünde de
sirayet etmesi de olasılık olarak
değerlendirilmiştir. Geçtiğimiz yıllarda
düşük nitelikli işgücü gerektiren
işlerin Çin’e kaptırıldığı söylenirken,
artık yüksek nitelikli işgücü gerektiren
işlerin Hindistan’a kaptırılması gündeme
gelmiştir. Yani tartışmaların ve
şikayetlerin odak noktası Çin’den
Hindistan’a kaymaktadır.
*Başkan Bush ise
korumacılık konusunda Senatör Kerry’nin
tersine bir tutum izlemiştir. Başkanın
Ekonomi Başdanışmanı Gregory Mankiw
tarafından hazırlanarak Kongereye
sunulan yıllık raporda; serbest ticaret
yoluyla bazı işlerin diğer ülkelere
devredilmesinin ekonominin uzun vadede
yararına olduğu belirtilmiştir.
*ABD (Eski) Merkez
Bankası Başkanı Alan Greenspan ise
ABD’de yükselen korumacılık akımı
karşısında tavrını çok net koymuş ve
adayları korumacılık yanlısı tutum
izlememeleri konusunda uyararak,
korumacılığın varolan ekonomik
sorunlara çare olmadığını belirtmiştir.
Greenspan, düşük nitelikli Amerikan
işgücünün eğitim yoluyla daha verimli ve
rekabetçi bir hale getirilmesinin
istihdamın diğer ülkelere kaymasını
önlemenin en etkin yöntemi olduğunu,
korumacılığın benimsenmesi halinde çok
az yeni istihdam sağlanacağı ve diğer
ülkelerin misillemede bulunması halinde
ise sonucun daha fazla istihdam kaybı
olacağını belirtmiştir. Ayrıca ekonomide
görülen olumlu gelişmeler nedeniyle
işsizlik oranının daha da azalacağına
işaret eden Greenspan, ABD için serbest
ticaret dışında bir alternatif
olmadığını belirtmiştir.
*Dış ticaretteki
serbestleşme küreselleşmenin doğal bir
sonucudur ve ABD şimdiye kadar bu konuda
dünyada itici güç olma konumunu muhafaza
etmiştir. Bu nedenle ABD’nin serbest
ticaret ve korumacılık konusunda şimdiye
kadar uyguladığı politikalarla taban
tabana zıt bir politika izleyeceği
yönünde tahminlerde bulunulmuştur.
Korumacılık konusundaki söylemleri her
ne kadar ihtiyatla izlenmiş olsa da,
seçim sonrası demokrat aday Kerry’nin
başkan olması halinde ABD’nin radikal
korumacı politikalara yönelmesi ihtimali
ABD’nin ve dünyanın içinde bulunduğu
konjonktür nedeniyle gerçekçi
bulunmamıştır.
ABD’nin korumacı politikalar izlemesini
olanaksız kılan gerekçeler aşağıda
sıralanmıştır.
A- Yapısal Ekonomik Gerekçeler:
ABD ekonomisi dünyanın en büyük
ekonomisi olup aynı zamanda dünyanın en
büyük ithalatçısıdır. Bu nedenle ABD’nin
korumacı politikalar izlemesi ekonomisi
büyük oranda ABD’ye yaptığı ihracata
bağımlı, başta Çin ve Japonya olmak
üzere tüm Asya ülkelerini ekonomik krize
sürüklemesi söz konusudur. Ayrıca
bundan, zaten çok uzun zamandır düşük
büyüme oranları ve yüksek işsizlikle
mücadele eden AB ekonomileri son derece
olumsuz etkilenmesi söz konusudur..
Özetle; ABD’nin korumacı politikalar
gütmesi tüm dünyayı ekonomik durgunluğa
ve krize sürükleyecek, bu krizlerin
maliyeti ABD için korumacı önlemlerin
getirisinden çok daha pahalıya mal
olacaktır. Ayrıca, her bölgesel ve
küresel kriz ABD’nin ve ABD’nin etkin
olduğu ekonomik kuruluşların yardımıyla
önlenmeye çalışılmakta ve ABD’ye ciddi
bir maliyeti olmaktadır.
ABD ekonomisinde enflasyonist baskının
varlığı gözlemlenmektadir. Çin’in
uluslararası piyasalarda gittikçe artan
hammadde ve ara mal talebinin dünya
fiyatlarını artırması ABD’de girdi
maliyetlerine de yansımıştır.
Enflasyonist baskıyı dengeleyen en
önemli unsur ucuz ithalatın dengeleyici
etkisidir. Ucuz ithalatın ortadan
kalkmasıyla meydana gelecek enflasyonist
etkiler sonucunda ABD Merkez Bankası’nın
uygulamak zorunda kalacağı anti
enflasyonist politikalar büyümeyi
yavaşlatacak ve istihdam da istenen
artış sağlanamayacağı da
değerlendirilmiştir.
Korumacılık konusu gündeme getirilirken
en fazla üzerinde durulan husus
“outsourcing” kavramı olmuştur.
Geleneksel olarak istihdam ABD’den daha
ucuz maliyetli diğer ülkelere kaymakta,
ABD’li firmalar artık ABD’de üretim
yerine işçiliğin daha ucuz olduğu
ülkeleri tercih etmektedir. Yani ABD
ekonomisi istihdam üretmeye devam
etmekte ancak bu defa ülke dışında
istihdam üretmektedir. Sermaye
verimliliğinin maksimize edilmesi
kapitalist ekonominin ardındaki temel
motivasyondur ve sermayenin katma
değerin yüksek olduğu daha verimli
alanlara kayması ve emek yoğun işlerin
diğer ülkelere bırakılması ABD’nin
şimdiye kadar başarıyla uyguladığı bir
yöntem olmuştur. ABD’de “outsourcing”
kavramına karşı bu tepkinin temelinde
aslında emek yoğun işlerin ülke dışına
kaptırılması değil, İngilizcenin ve
internetin dünya çapında
yaygınlaşmasıyla “white collar job”
denilen nitelikli işlerin dahi diğer
ülkelere kaybedilmesi yatmaktadır.
İsimleri çokça zikredilmese de bu
tartışmaların odağında Çin ve Hindistan
gibi işgücünün çok ucuz ve işgücü
verimliliğinin nispeten yüksek olduğu
ülkeler yer almaktadır.
ABD, ekonomisi verimliliği temel alan ve
ekonomi yönetiminin verimliliğe
odaklandığı bir ülkedir. Bu nedenle ABD
işgücü gibi yüksek verimliliğe sahip ve
yüksek maliyetli işgücünün, korumacı
önlemlerle tekstil, konfeksiyon,
demir-çelik gibi sermaye verimliliği
düşük, emek yoğun sektörlerde istihdam
edilerek uzun vadede ABD ekonomisinin
zarara uğratılmasının yeni ABD ekonomi
yönetimince benimsenmesi çok olası
görülmemiştir. Böyle bir uygulamanın
ekonominin verimliliğini azaltacağı,
rekabetçi yapısını bozacağı ve
istihdamın daha yüksek katma değer
yerine daha düşük katma değer sağlayan
sektörlere tahsisi sonucunu doğuracağı
dikkate alınmıştır. ABD benzeri
dönüşümleri daha önceleri de defalarca
yaşamış ve her seferinde emek yoğun
sektörlerde diğer ülkelere kaybedilen
istihdam karşılığında mevcut işgücü
yüksek teknoloji gibi hizmetler
sektöründe istihdam edilmiştir. Ancak,
yapısal olarak yüksek teknoloji ve
hizmetler alanında yaratılan istihdam
daha yüksek verimliliğe sahip ve daha az
emek yoğun olmuştur. Zaten Başkanlık
seçimlerini Başkan Bush’un kazanmasıyla,
bundan sonrası için de aynı durumun
geçerli olduğu yeni politikalar
çerçvesinde de kanıtlanmıştır.
ABD sürekli yüksek miktarda dış ticaret
açığı veren bir ülke olup son yıllarda
bu açık rekor seviyelere ulaşmıştır.
Ancak, bu konu genelde manipüle edilmeye
son derece müsait olduğundan, çoğunlukla
ABD yönetimleri tarafından diğer
ülkeleri pazarlarını Amerikan ürünlerine
ve yatırımlarına açmaya zorlama yolu
olarak kullanılmaktadır. Dış ticaret
istatistikleri bilindiği üzere finans,
eğlence, franchise ve yazılım gibi bir
çok hizmet sektörünü kapsamamaktadır.
Yani, ABD ekonomisinin dış ticaret
açıkları hesaplanırken, örnek olarak;
ABD şirketlerinin diğer ülkelerde
dominant rol oynadığı sinema, mağazalar
zinciri, kredi kartları, finans, yazılım
ve know-how vb. gelirleri hesaplamaya
katılmamaktadır. Ayrıca ABD’ye yapılan
ithalatın bir bölümü rekabetçi
konumlarını muhafaza etmek için daha
ucuz işgücünün olduğu ülkelerde üretim
yapan ABD’li firmalar tarafından
yapılmaktadır. Bazı çevrelerce bu
şekilde yapılan ithalatın, ABD toplam
ithalatının % 50’sini oluşturduğu ileri
sürülmektedir. Ayrıca, ABD dünyanın en
fazla yabancı yatırım alan ülkesidir.
Tüm bunlar değerlendirmeye alındığında
çizilen karamsar tablonun çok da
gerçekçi olmadığı görülmektedir.
ABD’nin NAFTA’yı genişletme çabaları ve
yoğun bir şekilde ikili serbest ticaret
anlaşmalarına yönelmesi ile sergilediği,
serbest ticaretin yaygınlaştırılmasından
ziyade, kendi ekonomik ve ticari
hinterlandını sağlamlaştırma ve
özellikle tarım sektörüne avantaj
sağlama görüntüsü, DTÖ’nün temelindeki
çoğulculuğa ve ticaretin dünya ölçeğinde
serbestleştirilmesine paralel
görülmemektedir.
ABD, GATT, daha sonra DTÖ’nün
kurucularından biri ve dünya ticaretinin
serbestleştirilmesi konusunda öncü rol
oynayan bir ülkedir. Bu nedenle de
ABD’nin son zamanlarda endişe ile
izlenen bölgesel ticari anlaşmaları
genişletme ve ikili ticari anlaşmalara
yönelme konusunda izlediği agresif
politikaya rağmen, şimdiye kadar
izlediği politikaları bir yana bırakarak
tam tersi politikalar izlemesi hem çok
zordur, hem de DTÖ için olumsuz bir
dönüm noktası olacaktır. AB’nin, ABD’nin
mevcut korumacı politikaları konusunda
izlediği misilleme politikasının yeni
korumacı önlemlerle bir ticaret savaşına
dönüşmesini şimdiden öngörmek mümkündür.
Nihayetinde ABD Başkanlık seçimlerini
Başkan Bush’un tekrar kazanması ile
özellikle “outsourcing” kavramı
çerçevesinde Hindistan odaklı yeni
korumacılık tehlikesi geçerliliğini
kaybetmiştir. Ancak, 2005 yılında
tekstil ve konfeksiyon kotalarının
kalkması ile Çin Halk Cumhuriyeti
tartışmaların odağı haline gelmiş ve
korumacılık yönündeki söylemlerin yeni
hedefi olmuştur.
2005 yılında iki ülke arasında akdedilen
gönüllü ihracat kısıtlması anlaşmasıyla
sektörede sağlanan geçici rahatlamaya
rağmen konu, geleceğe yönelik olarak
gündemdeki önemini korumaktadır.
Kaynak: www.dtm.gov.tr